Civil War, Marvel’ın son dönemde en çok ses getiren büyük olaylarından biriydi. Hatta Marvel’ın sonu gelmez event politikasında katkısı olduğu da söylenebilir. Kahramanlar, Captain America ve Iron Man önderliklerinde karşı karşıya gelmiş ve birbirleriyle çarpışmıştı. Mutantlar ise zaten toplumla yeterince belalı durumda olmalarının da etkisiyle genel olarak bu iç savaşta tarafsız kalıp, karmaşadan kaçınma yolunu seçmişlerdi. Ancak bu sefer iç savaş onları vurdu ve tarafsız kalmak seçenek değil. Başka bir deyişle Civil War çok iyi para getirince Marvel, “biz bir tane de bundan X-Men için yapalım” dedi ve olaylar gelişti.
Mutantların başından bela hiçbir zaman eksik olmadı fakat özellikle son 10 yılda Marvel bunun dozunu hatrı sayılır ölçüde arttırdı. Önce Genosha’daki soykırımda 16 milyon civarı mutant öldürüldü ve mutant ırkının sayısı yarıdan aza indi. Ardından Magneto’nun sorunlu kızı Scarlet Witch sayesinde bu geriye kalanın %99′unun mutant geni yok oldu. Yani bir zamanlar sayıları gezegen çapında 30 milyonu bulan mutantların sayısı resmi olarak 198′e, gayriresmi olarak 200 civarına indi. Bunların yanına yeni mutant doğmamasını ve geriye kalan az sayıda mutantı yeryüzünden silmeyi amaç edinen çok sayıda kişi ve kurumu da eklersek normal şartlarda mutantlar için alternatif karanlık gelecek hikayelerine konu olacak şeylerin ana evren için gerçek olduğunu söyleyebiliriz. Kesin bir yok oluşla karşı karşıya kaldılar. Mutant düşmanları tarafından öldürülmekten bir şekilde kurtulsalar bile matematiksel olarak türün devam etme ihtimali kalmamıştı. İşte böylesine karanlık bir dönemde mutantların varlığını koruma ve devam ettirme yükü bir adamın sırtına bindi: Scott Summers, ya da daha çok bilinen adıyla Cyclops.
İlk “X-Man” Cyclops, daima lider olarak bakılan kişi oldu. X-Men’in saha liderliği ve X-Men liderliğinin ardından mutant ırkının defakto liderliğine terfi etti. Scott Summers bilindiği üzere pek çok mutant gibi zor ve travmatik bir geçmişe sahip; ailesini kaybetti, üzerinde deneyler yapılan yetimhanede yaşadı, Mr. Sinister’ın fetiş objesi oldu, aşık olduğu kadının ölümüne defalarca şahit oldu… Liste daha uzatılabilir fakat özellikle mutantların liderliğini üstlendikten sonraki bu dönem karakter için çok yıpratıcı oldu. Mutant ırkını korumak ve devam ettirmek için gayet zorlayıcı kararlar almak zorunda kaldı ve kendi ahlaki kurallarından büyük ödünler verdi. Örneğin öldürmeye kesinlikle karşı olan, hatta Secret Wars’ta Wolverine’e “If you want to be on our side, you don’t kill! Take a life, anyone’s life, under any circumstances… And from that moment on, you are the enemy!” diyen Cyclops, bir suikast timi kurup Wolverine’i başına geçiren kişi oldu.
So I formed X-Force. And I told Wolverine to take his team and to kill. To kill the enemy before they could kill us. Because of X-Force, I think of things like genocide. I think of how I can use the worst of what we’ve faced as a weapon against our enemies. This is who I am now. When this is all said and done, we’ll be cast out. By the X-Men, by the Avengers… by everyone.
Cyclops hep en sevdiğim çizgi roman karakterlerinden biriydi fakat mutantları korumak için kendi masumiyetinden vazgeçen, onlar için öz oğlunu intihar görevine yollamaya kadar varan büyük fedakarlıklar yapmak zorunda kalan, liderliğin getirdiği zor kararlarından altından başarıyla kalkan son yıllardaki yeni karakterine çok farklı bir boyutta saygı duymaya başladım. Tüm bu yaptıklarıyla mutant ırkını karşı karşıya olduğu kesin yok oluştan kurtaran adam oldu. Onun liderliğinde mutantlar tek çatı altında toplandı ve mutant/insan ilişkileri hiç olmadığı kadar iyi bir noktaya geldi. Yani 4-5 yıl önce Marvel evreninin en büyük lideri kim diye sorsalar çoğu kişi gibi Steve Rogers derdim, fakat bu başarılarından sonra Marvel için değil, tüm çizgi roman evreni için birinci sıraya Cyclops’u koyarım. Onun aldığı sorumluluğu alıp, ulaştığı başarıya ulaşabilecek çok az karakter vardır. Zaten başarıları bir kenara, Magneto ve Namor gibi narsisizm derecesinde ego sahibi iki büyük lideri kendi komutası altına alabilmesi bile birinci sıraya koymak için yeterli. Ancak dediğim gibi sırtlandığı yük, aldığı zor kararlar ve yaptığı fedakarlıklar onun karakterinin de değişmesine, daha soğuk, katı ve rasyonel bir yapıya bürünmesine yol açtı. X-Men: Schism de işte bu noktada başlıyor.
Schism’de yaşananları kısaca özetleyelim. X-Men’in ezeli düşmanlarından Hellfire Club mutantlardan arınmıştır, hatta mutant düşmanı bir hal almıştır ve, ne büyük sürpriz, hayatta kalan mutantları yok etmeyi hedeflemektedir. Bu sırada Cyclops, yanına güvendiği sağ kolu Wolverine’i de alıp, Birleşmiş Milletler’de silahsızlanma adına bir konuşma yapmaktadır. Ahmedincad kılıklı Orta Doğu ülkesi liderinin kılçıklık yapmasına rağmen Cyclops iyi bir konuşma yapar fakat Quentin Quire’ın bir anda belirip telepatik saldırıyla tüm Dünya liderlerine canlı yayında en kirli sırlarını anlattırması haliyle işleri biraz bozar. Dünya ülkeleri hurda sentinel robotlarını tekrar aktif hale getirir fakat hurda olmaları itibariyle bir kısmı çalışmaz, çalışanlar ise önüne ne çıkarsa yok etmeye başlar. X-Men, Avengers ve diğer kahramanlar bu sorunla ilgilenmek için dünyanın dört bir yanına dağılır. Ve biz bunların Hellfire’ın başına geçen 12 yaşındaki sosyopat deha Kade Kilgore’un büyük planının bir parçası olduğunu öğreniriz. Tüm bu olaylar olurken liberalliğiyle ünlü San Fransico, ortamı yumuşatmak adına mutant müzesinin açılışını öne çeker. Cyclops ilk önce bunu umursamasa da müzenin saldırıya açık ve uygun olduğunu düşünerek açılışa koruma amaçlı en güçlü ekibini; Emma Frost, Magneto, Namor, Colossus ve Iceman’i yollar. Wolverine ise açılışa gitmek yerine bir barda içmeyi tercih eder. Gerçekten de saldırı olur, Kade önderliğindeki bir grup velet, dünya üzerindeki en güçlü mutantları beyin sülüklerinin yardımıyla paspas eder ve müzeye içerdeki yüze yakın insanı öldürecek bir bomba düzeneği kurar. Yalnız Cyclops’un güçlü mutant ekibi yenilmiş olsa da 14 yaşındaki mutant Idie saklanarak kurtulmuştur. Wolverine telepatik bağlantı yoluyla ondan kaçmasını ister, fakat bunu yaparsa içerdeki insanlar ölecektir. Cyclops ise “yapması gerekeni yapması” gerektiğini söyler ve Idie ölümcül güç kullanarak Hellfire askerlerini etkisiz hale getirir. Yüze yakın sivili kurtarmış ama bir düzine Hellfire askerini öldürmüştür.
Bu olay Cyclops ve Wolverine arasında ufak bir parlamaya yol açar ama bombanın aslında bir bomba olmadığı, çevredeki metali toplayan bir çekirdek oluşturup, devasa bir sentinel yarattığı ortaya çıkar. Bu sentinel’in de hedefi elbette mutant yurdu Utopia’dır. Kade ve küçük Hellfire grubunun planı da en baştan budur. Önemli mutantların bir kısmı dünyaya dağılıp bozuk sentinel’leri durdurmaya çalışırken geri kalanlar beyin sülüklerinin etkisindedir. Adada ise sadece genç mutantlar kalmıştır. Mutantlar adada kalıp Cyclops’la beraber yurtlarını savunmaya hazırken Wolverine sentinel yaklaştığında adayı havaya uçuracağını söyler ve mutantların adadan ayrılmasını ister. Bu ikili arasında bardağı taşıran damla olur ve kavgaya tutuşurlar. Ancak genç mutantlar adayı savunmak için olay mahaline geri dönerler ve sentinel’i yerle yeksan ederler. Utopia ayakta kalır ve tek bir ölüm olmadan sentinel etkisiz hale getirilir. Yine de Wolverine Cyclops’un genç mutantları savaşa sürmesinden hoşnut değildir ve yanına aldığı bir grup mutantla beraber ayrılarak X-Men’in enkaz durumda olan eski okuluna geri döner.
Gelelim yorum kısmına. Öncelikle Schism’i çok başarısız bulduğumu belirteyim. Zaten uzun zamandan beri X-Men’den memnun değilim. Yalnız Messiah üçlemesi iyiydi, onun dışında genellikle başarısız, vasat hikayeler görüp duruyoruz. Özellikle şu son vampir faciası Marvel’ın işi artık iyice dalgaya vurduğunun göstergelerinden biri. Neyse, öncelikle Cyclops ve Wolverine arasındaki düelloyu konu alan bir event için Marvel’ın en büyük Wolverine aşığı Jason Aaron’un seçilmesi en çok rahatsız olduğum konu. Beklediğim kadar tek taraflı yazmadı fakat objektiflikten de çok uzak, kötü bir yazarlık söz konusuydu. Örneğin Idie’ın “ben bir canavarım ama olsun, X-Men bu demek” anlamındaki duygu sömürüsü dolu sözlerinin Aaron’un okuyucuları vicdan yoluyla manipüle etme çabası olduğu çok net şekilde açık. Hatta Idie’nin tipi önceki serilere göre daha çocuksu ve masumane çizilmiş. Yerseniz artık. Cyclops’la Wolverine’in birbirine düşme sahnesi ise olabildiğince acele, zorlama ve tamamen karakter dışı. Olaylar organik olarak gelişmiyor, bir anda ikili arasındaki tansiyon doruk noktasına çıkıyor. Cyclops’un alakasız, olmadık bir yerde Wolverine’e “Jean seni hiç sevmedi” demesi ise artık mide bulandırıcı bir noktaya getiriyor işi. Babacan Wolverine Idie ile dondurma yiyip, ona oyuncak bebek alırken; hain Cyclops ona insan öldürtüyor, Wolverine’e “Jean seni hiç sevmedi, beni sevdi o, kıskan çatla” falan diyor. Cyclops’un yavru köpeklerin boyunlarını kırıp, kanlarını içtiği bir sahne de olsa tam olacakmış. Dövüş sahnesi ise tam Aaron’dan bekleyeceğim şekilde taraflı ve anlamsız. Wolverine elinde bir kumanda tutuyor, Cyclops onu yok edemiyor. 6 yaşındaki çocuk bile ortalama bir optic blast’ın hem o kumandayı hem de Wolverine’in elini (adamantiyum kısmı hariç) paramparça edeceğini bilir. O da sadece ortalama bir optic blast, tam kapasitede neler yapabildiğini bilmeyen X-Men okuru yoktur. Bir de gözlerinde neredeyse bir nükleer bomba taşıyan strateji dehası Cyclops’un Wolverine’nin adamantiyum kafasına yumruk atmayı tercih ettiği bir sahne var ki artık akıl ve mantık tamamen buharlaşıp uçuyor orada. Yine de duygusal manipülasyonlara ve bu kötü yazılmış dövüş sahnesine rağmen rasyonel alanda, Aaron ve Wolverine ne kadar uğraşırsa uğrasın, Cyclops üstünlüğü ele geçiriyor. Birçok çizgi roman forumunu gezdim, hepsinde genel görüş birliği Cyclops’un haklı olduğu yönündeydi.
Neden Cyclops haklı? Aslında iki tarafın da haklı olduğu noktalar var. Wolverine haklı, çünkü kusursuz bir dünyada genç, ve hatta teknik olarak 18 yaşından küçük olmaları nedeniyle “çocuk” olan, mutantların savaşmaması, hayatlarını tehlikeye atmaması lazım. Wolverine’in kalbi doğru yerde. Ancak aklı başka yerde. Çünkü yaşadıkları yer kusursuz bir dünya değil. Mutantlar nerede, kaç yaşında olurlarsa olsunlar sürekli ölüm tehditi altındalar. Düşmanları onları öldürürken çocuk olup olmadıklarını umursamıyor. Dolayısıyla kendilerini savunmayı öğrenmeleri ve birlik halinde olmaları lazım. Cyclops’un da amacı bu, onlara kendilerini savunmayı öğretmek. Kaldı ki X-Men’in ön hatları daima genç mutantlardan oluştu, buna yeni bir şeymiş muamelesi yapılması ayrıca saçma. İlk X-Men Cyclops bile o zamanlar azılı bir terörist olan Magneto ile ilk savaşmaya gittiğinde ya da sentinel’lerin karşısına ilk çıktığında 16 yaşındaydi örneğin. Wolverine’in savaşmayı öğrettiği ve serüvenlerinde peşinde taktığı sayısız çocuk mutanttan bahsetmiyorum bile. Burada, en çok ihtiyaç duydukları dönemde, onlara kendilerini savunmayı öğretmeyi reddetmesi akıl alır gibi değil.
I know it’s pointless for me to say this, Logan, but I’m going to say it anyway… You’re making a huge mistake. You’re making us all weaker at a time when we can least afford it. You break us apart now, the whole world will see it. And they’ll come for us like never before.
Dediğim gibi tamamen karakter dışı, zorlama ve aceleye getirilmiş gibi duran bir event Schism. Cyclops’un katılaştığı doğru, mutantlar içinde de ona muhalefet olmasını yadırgamazdım. Muhalafetin de Storm ya da Beast’ten gelmesi şaşırtıcı olmazdı. Ancak muhalefet edenin Wolverine olması tamamen “Cyclops vs. Wolverine” konseptine sattırmaya, yazarlığında Jason Aaron’a verilmesi Marvel’ın cash cow’larından Wolverine’nin fanboylarını memnun etmeye yönelik hamleler. Wolverine fanları kusuruma bakmasın ama bu böyle. Aslında Aaron tamamen kötüydü dersem de haksızlık olur. Beterin beteri vardır, en azından bir Daniel Way değil. Seriyi bütün olarak kötü bulsam da, vasata hatta vasatın üzerine çıkan anlar yok değildi. Özellikle Cyclops ile Wolverine’nin ilişkilerinde geldikleri olumlu noktanın vurgulanışı, Cyclops’un Wolverine’e duyduğu derin saygının gösterilişi gibi anları hoş buldum. Ayrıca Quentin Quire’ın Birlemiş Milletler’de liderlere canlı en kirli sırlarını açıklattığı sahneye ve Cyclops’un “oğlanı öldürsek mi madalya mı versek karar veremedim” lafına bayağı güldüm. Seri “art” (çizim, renklendirme, tonlama vs.) kapsamında da inişli çıkışlıydı. Genel olarak çok eleştirmiyorum fakat 2. sayıda Frank Cho kendisinden beklemeyeceğim derecede kötü bir performans gösterdi. Yani ben hayatımda daha kötü bir Cyclops çizimi görmedim, göremem muhtemelen.
Finali şöyle bir değerlendirirsek; Wolverine’in “çocukların güvenliği” için okula dönmesi uçsuz bucaksız saçma. Orada ölen çocuk sayısını Utopia’da ölen çocuk sayısına oranlamak bile yeterli bunu görmek için. Okulda açık hedef olacaklar, Utopia’daki kadar güvende olmayacaklar ve bölünmüş durumda oldukları için saldırılara açık, daha zayıf bir pozisyonda olacaklar. Bu okul el mahkum yine saldırıya uğrayacak, o zaman ne olacağını merak ediyorum. Logan orayı da havaya uçurmayı seçip çocuklarla beraber yine mi kaçacak? Kaçacaksa nereye kadar kaçacak? Kaçacak yer kalmadığında ne olacak? Yani bu çocukların savaşmayı, kendilerini savunmayı öğrenmekten başka şansları yok. Keşke şeker yiyip oyun oynasalar gün boyu, ama öyle bir dünyada yaşamıyorlar. Wolverine iyi niyetlerde hareket etse de hem mutantları bölerek zayıflaştırıyor, hem de çocukların hayatını daha büyük tehlikeye atıyor. Neresinden bakarsan bak anlamlı bir yanı yok bunun, Wolverine böyle hareket edecek kadar geniş düşünemeyecek bir karakter değil. Ha bir açıdan anlamlı, o da Marvel’ın açısı. X-Men’in bölünmesiyle en az 8 X-Men serisiyle karşı karşıyayız. Marvel ne kadar çok X serisi olursa o kadar para gelir kafasında ancak bunun okurlarda kafa karışıklığı yaratması ve ters tepmesi de olası. Özellikle DC’nin sadeleşme ve seri sayısını azaltmaya gittiği şu dönemde ciddi anlamda satışları düşebilir.







[...] biçimde giden X-Men dergi grubu için bir faciaydı-Bu konu ile ilgili güzel bir yazı: http://justan0therg33k.wordpress.com/2011/11/03/x-menin-ic-savasi/ ) ve başladığımız noktaya dönmüş olduk. Peki bunun nedeni nedir? Tembel yazarlar mı? [...]