All-Star Goddamn Batman

Posted: Haziran 16, 2010 in Geek Stuff

DC Comics yeni jenerasyon çizgi roman okurlarının ilgisini çekebilmek için Marvel Ultimate’e benzer bir şekilde DC All-Star’ı yarattı. Marvel Ultimate gibi geniş kapsamlı olmasa da burada karakterler uzun ve karışık geçmişlerinden arındırılarak ana devamlılıktan farklı bir gerçeklikte baştan tanımlandı ve tanıtıldı. Grant Morrison ve Frank Quitely’nin harikalar yarattığı All-Star Superman bunun çok başarılı bir örneğiydi fakat ilk değildi. All-Star serisi ilk olarak “All-Star Batman and Robin the Boy Wonder” ile okuyucu önünde çıktı. Seri 10 sayıdan oluşmasına rağmen 2005′te başlayıp 2008′de tamamlandı. Başlangıç tarihinin Batman Begins’in, bitiş tarihinin ise The Dark Knight’ın vizyon tarihine paralel olması belki aradaki zaman diliminin genişliğini açıklayabilir. All-Star Batman and Robin the Boy Wonder günümüzün en yetenekli çizerlerinden biri olan Jim Lee ile eserleri çizgi roman tarihine geçen ve Batman konusunda uzman olan Frank Miller’ın imzasını taşıyor.  İyi bir karakter, iyi bir fikir, iyi bir yazar, iyi bir çizer… Ortaya çıkacak eserin kötü olmasına imkan yok, öyle değil mi? Maalesef ki değil.

İlk sayı tanıdık bir sahne ve tanıdık bir karakterle başlıyor. Gotham City’de Flying Graysons insanların hayranlıkla izlediği akrobasi gösterilerini gerçekleştiriyorlar. Dick Grayson ailesinin daima kendisinin arkasında olacağını bilmenin verdiği mutluluk ve özgüvenle havada süzülmenin keyfini ve mutluluğunu yaşıyor. Frank Miller böyle bir yazar işte. Çizgi romanda yer alan bu nadir olumlu anlar bile büyük bir olumsuzluğun kederini okuyucuya daha iyi hissettirebilmek için var. Gösterinin sonunda diğer Flying Graysons üyelerinin, yani ailesinin katledilmesinin ardından Dick Grayson, Batman’in gözünde kendi çıkışı olmayan cehenneminde (ya da ondan sonraki en iyi şeye) ona çoktan katılmış oluyor. İstese de istemese de…

Serinin All-Star Batman olarak değil de All-Star Batman and Robin the Boy Wonder olarak anılmasının bir sebebi var. Batman’e olduğu kadar 12 yaşındaki Dick Grayson’a ve onun Bruce Wayne’nin koruması altına girip Robin’e dönüşmesine de odaklanıyor. Fakat bu olaylar ailesinin öldürülme şeklinden Batman’e katılmasına kadar bilinenden çok farklı tonda gerçekleşiyor. Grayson ailesi gösterilerinin sabote edilmesi sonucu değil, bir suikastçı tarafından kafalarından vurularak öldürülüyor. Gotham’ın kirli polisleri de Dick Grayson’ı kaçırıp öldürmeye çalışıyor fakat Dick, Batman tarafından “kurtarılıyor” ve psikolojik işkencelere maruz bırakılarak yas tutması engellenmeye çalışıyor. Çünkü yas tutamaz, çünkü yas tutarsa Batman’e suça karşı savaşında katılamaz ve Batman’in bu savaşında ona katılmaktan başka şansı yok.

Normalde karakterlere farklı bir bakış açısını kabullenebilirim, zaten All-Star serisinin heyecan yaratmasının sebeplerinden biri de bu fakat Frank Miller DC Evreni’ni o kadar çirkinleştiriyor ki tahammül sınırlarımın ötesine geçiyor bu değişiklikler. Evet, Batman karanlık bir karakterdir. Fakat içinde bulunduğu karanlık durumdan son derece hoşnut olan, şiddetten zevk alan, polis öldürmekten çekinmeyen, Alfred’i hırpalayan, 12 yaşında ailesi gözünün önünde katledilmiş bir çocuğu mağarasına hapsedip fare yedirmeye çalışan, diğer insanların yasalarını kabul etmeyen, her fırsatta “goddamn Batman” olduğunu vurgulayan, neredeyse Joker’i bile geride bırakacak kadar hasta ruhlu, megaloman, sadist bir sosyopat değildir. Frank Miller’ın All-Star Batman’i gerçek Batman’in elleriyle Arkham’a postalayacağı türden bir karakter. Doğal olarak sadece Batman değil bu değişikliklerden payını alan. Diğer karakterler de asıl versiyonlarının korkunç birer parodisi olmaktan öteye gidemiyorlar. Ailesinin ölümü karşısında beklenmedik derecede sakin olan Dick Grayson, feminizmin ayarını kaçıran ve erkeklerin dünyasından tamamen nefret eden Wonder Woman, zeka yoksunu bir karaktere dönüştürülen Hal Jordan, Batman’in şiddet yanlısı methodlarını hayranlıkla takip eden Catwoman benzeri Black Canary… ve tabii ki Superman.

Frank Miller ve Superman konusuna özellikle değinmek istiyorum. The Dark Knight Returns, The Dark Knight Strikes Again’de olduğu gibi All-Star Batman and Robin the Boy Wonder’da da Superman aşağılanıyor, küçük düşürülüyor ve kendisinden beklenmeyecek hareketler sergiliyor. Miller karanlık ve çarpık dünyalar yaratmakta usta bir yazar, belki de bu yüzden Superman gibi trajedilerin karakterini etkilemesine izin vermeyen, güçleriyle sarhoş olup tanrı kompleksine kapılmayan, daima insanların içinde iyiyi gören ve her koşulda umudu temsil eden bir karakteri çözmek ona zor geliyor olabilir; fakat bir çizgi roman yazarı bulunduğu sektörün öncüsü, ikonu ve hatta var olma sebebi olan bir karakteri anlayamıyorsa bile en azından ona ve onun yaratıcılarına saygı göstermeyi beceremiyorsa ne kadar başarılı olursa olsun ben onu iyi bir “çizgi roman yazarı” olarak nitelendiremem.

Frank Miller’ın en büyük hayranı olmadığım ortada. All-Star Batman and Robin the Boy Wonder’ı eleştirme sebebim ise kesinlikle bu değil. Onun Marvel, DC ve Dark Horse’taki eserlerinin çoğunu okumuş biri olarak bu seriyi gerek hikaye gerek atmosfer olarak en zayıf işlerinden biri olarak buldum. Miller, Sin City’de ben dahil pek çok kişinin hayran olduğu konsepti Gotham City’ye taşımak gibi ucuz ve gereksiz bir hileye başvurmuş bana kalırsa. Öyle ki Batman’in Marv’ı andırdığı, hatta bazen Marv’ı bile insancıl gösterdiği anlara rastlamak mümkün. Kısacası DC Evreni, olaylar alternatif bir gerçeklikte yaşanıyor olsa bile, böylesine bir birleşimi kaldıramıyor. Jim Lee’nin olağanüstü çizimleri bile bir artı yerine eksi olabiliyor bu noktada. Sevdiğim karakterlerin mahvedilmesini ve kötü bir hikayede kullanılmasını onun çizimleriyle görmek ızdırap verici oldu benim için.

Bir takım yönlerini olumsuz bulmam Frank Miller’ın kaliteli ve başarılı bir yazar olmadığını düşündüğüm anlamına gelmiyor. Zaten onu takip etmemi sağlayan da bu kalitesinin olumsuzluklarına baskın olması. Özellikle Sin City ve 300 gibi kendi yarattığı evrenler üzerinde yazdığı eserlerde üslubu ve tarzı keyif verici, fakat bu üslup DC’nin ana akım karakterleri üzerinde uygulandığında aynı derecede rahatsız edici olabiliyor. Özellikle ortada sürükleyici ve ilgi çekici bir hikaye yoksa.

Yorumlar
  1. rıfat diyor ki:

    Devam devam harika gidiyorsun(sunuz).mousenuza sağlık……sakın kesmeyin…..

    sevgiler…..

  2. [...] roman mı? Hayır alakası bile yok. Açıkcası bir oturuşta 10 sayıyı birden okumuştum ve justan0therg33’ın yazısını okuyunca bir kez daha okudum. Konunun çok derli toplu ilerlediğini söylemek zor. Bazen oldukça [...]

  3. [...] birkaç düşünceyi yazıya dökmek istedim blog vasıtasıyla. Aslında bu daha önceki All-Star Goddamn Batman incelememdeki Frank Miller eleştirimin biraz daha ayrıntılı bir devamı da sayılabilir. [...]

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s